2 Eylül 2011 Cuma

ISTANBUL

Bazı akşamlar vardır bu şehirde...
Gökyüzü erguvan rengi bir tülle örtülür önce, sonra yavaş yavaş kızıla döner ve ardından yıldızları çağıran, büyülü bir laciverte teslim eder kendini.
Bir vapur  geçer Marmara’nın  koyu gölgeli, gümüş ışıltılı sularından, biten bir günün ardından çevirmiştir dümeni son iskeleye...
Bir yanda, Kız Kulesi’nin ardında şeker pembesi gün batımının altına Üsküdar uzanmıştır sereserpe. Camileri, minareleri, kubbeleri ve iskelelerinde martılar misali bekleşen tekneleri ile...
Diğer yandaysa,  boğazın efsunlu bir güzel gibi kıvrak ritimli bir devinimle danseden sularında boğaz köprüsü salınmaktadır. Başucunda bekleyen bilge ve mağrur Ortaköy camii ile...
Derken, sağ tarafta önce Kuleli, sonra Selimiye Kışlası ve ardından Haydarpaşa...
Bazı akşamlar vardır İstanbul’da...
Hani öyle sevgilinin elini tutup, gözlerinin içine bakmak, kulağına romantik aşk sözcükleri fısıldamak değil de, deniz kıyısında, boğaziçinin gizemli hikayelerini  saklayan, sakin ve huzur dolu gölgelerinden birine takılı kalmış  salaş bir meyhanede, dostlarınla sağlığa, mutluluğa ve tabii ki aşka kaldırmak beyaz buğulu kadehini... Dingin ama tekdüze olmayan bir sohbeti koyulaştırmak, hatta hiç konuşmasan da derin bir sohbete dalmış olduğunu hissetmek ve karşındaki bu usul usul içine akan manzaraya karşı hayatı selamlamak istediğin...  
Bazı akşamlar vardır...
Gözlerini uzaklara daldıran,
Özlemle burnunun direğini sızlatan,
Tek başına ama yalnız değil...
Ruhunda gölgeler,
Kafanın içinde telaşlı bir kalabalık,
Sohbetler, anılar, öyküler, şarkılar, şiirler...
İnsanların, sevgilerin, özlemlerin, hayallerin,
Bir de İstanbul...
İstanbul’da sen, sende İstanbul...
Ve gönül  bohçanda halâ ve daima ümitlerin...!

1 yorum: